Makro Görünümlü Mikro Yöneticiler

Makro Görünümlü Mikro Yöneticiler; konuda derinlere dalmadan önce ‘yönetici’ olarak anılan insan türünün ne zaman ortaya çıktığına bir bakalım. Bence örgütlü avlanmayı keşfettiğimiz dönemden beri varlıklarını sürdürmekteler. Ancak, güçlerini arttırmaya Bereketli Hilal’de arpa ve küçük baş hayvancılığın başlangıcıyla ortaya başladıklarına inanıyorum. Nerede ‘fazla’ daha teknik değimle ‘surplus’ varsa, orada bir yönetici vardır. Üretim ister tarlada ister fabrikada ister ofiste olsun, ürün veya hizmet üretiminden bağımsız, sistem yönetici üretir. 

     

Sanayi devrimi sonrası bu üretim entellektüel düzeyde de ivme kazandı. Ve yöneticilik bir ayrıcalık olarak hayatlarımızda yer almaya başladı. Üzerine kitaplar yazıldı, yöntemler belirlendi, üniversitelerde programlar oluşturuldu. Yönetici kadroları bağlı çalışanlarına göre çok daha fazlasına sahip oldular. Ve sonuçta iş hayatına başlayan herkes için ana hedef bir gün yönetici koltuğuna oturmak oldu. Düşünsenize ünvan arttıkça masa boyunuz bile onar santim onar santim artıyordu. Bindiğiniz arabaların motor hacimleri ve sınıfları da aynı oradan değişiyordu. 

Hal böyle olunca o koltuğa oturanlar, Polis Akademi’sinde Mauser’in kafasına epoksiyle yapışan kask misali koltuklarına yapışıyorlardı. Bilgi? Asla paylaşılmazdı, varoluş nedeniydi. Kötü olan her şey için parmağın yakaladığı ilk çalışan, hani şu lafta takım arkadaşı ailemizin bir parçası, hemen günah keçisi ilan edilir. Gerekirse maaşa zam işe son verilir. Koltuğa bir şekilde donanımı yetmese de şimdilerde yetkinlik oturanlar, altlarında potansiyeli yüksek insan istemez. Girenleri de barındırmazlardı. Böylece en çok bilen olarak hep onlar kalırlardı. 

Bugün 2020 yılındayız.

Yukarıda bahsettiğim türden bolca hala mevcut. Benim şansım ise her türden insanla çalışmış olmam (kim bilir benim arkamdan neler diyorlar :))) öz eleştiri). Yaptığım hata karşısında Genel Müdür’ün karşısında hatanın sorumluluğunu üstlenen müdürümden, hala patronum derim, toplantıya girmeden üzerinde mutabık kaldığımız bir konuda patron farklı görüş bildirdiğinde anında çark eden genel müdüre kadar bir çok farklı insanla çalıştım. Hepsinin hayatıma katkısı büyük.

O günlerde sinirlendiğim, saldırdığım, kendimce savaştığım, zayıf olduğunu düşündüğüm karakterler bana madalyonun diğer yüzünü gösterdiler. Bu satırları ve kitaplarımı yazabileceğim anıların oluşmasında katkı verdiler. TRT’nin Doğru Ahmet’iyle Bay Yanlış’ı gibi, isimleri uydurmuş olabilirim. 

Saygı duyduğum yöneticilerimin ortak özellikleri nelerdi diye düşündüğümde aklıma ilk gelenler güven ve iletişim becerileri oluyor. Açık ve netlerdi. Sohbet ederlerdi. Evet, uzun uzun iş harici sohbet ettiğimiz zamanları hatırlıyorum. Sohbet edebilirlerdi, çünkü okurlardı. Entellektüel olarak da beslerlerdi. Yeni bir şey öğrenmek hoşlarına giderdi. Özellikle de astı olan bizlerden, mutlu olurlardı bilgi olarak onları aşmamızdan. Bir soru sorulduğunda ‘bu konuyu Özgür bilir, ona sorsanıza ben de ona soruyorum’ diyebilirlerdi. Böylece bizi üstlerin gözünde yüceltir. Biz ünvan aldıkça onlar da ünvan alırdı. Beraber yükselirdik. 

‘Bana Bey diyeceksiniz!’ diyenini de gördüm, ‘Adımla hitap edin’ demesine rağmen ‘Falanca Bey’ diye hitap etmekten mutluluk duyduklarımızı da.  

Makro görünümlü mikro yöneticiler ne yapar? Başarıyı sahiplenirler. İnsan harcamaya bayılırlar. En ince detaydan haberi olsun isterler. ‘Kim kapıdan saat kaçta girdi?’ isimli tiyatro oyununda baş rolü kimseye kaptırmazlar. Çalışanları üretilen işin kalitesiyle değil ondan önce gelip geç gidip gitmediğiyle değerlendirirler. En doğruyu bilirler, itirazı sevmezler. Değişim ve gelişim isteyenler dünya düzken ve boynuzlar üzerindeyken dünya yuvarlaktır diyenlerdir gözlerinde. O yüzden sevmezler.

Makro Görünümlü Mikro Yöneticiler:

Ben, ben, ben… BEN… BEN, ben, ben, BEEEEENNNNNNNNNN… derler, BİZ diyemezler.

Makro görünümlü mikro yönetici: Ya ‘ben’ derler, ya ‘sen’. ‘Ben’i övgüyü, başarıyı sahiplendikleri durumlar için kullanırlar. ‘Sen’i hata yapıldığında, hedef tutmadığında, takım içerisindeki çalışma arkadaşlarını işaretlemek için kullanırlar. 

Eğer sizin tarzınız ‘kuş uçsa haberim olacak’ ise, yani her işi en ufak ayrıntısına kadar bilmek istiyorum diyorsanız. Sadece en gereksiz işleri en ince detayına kadar biliyorsunuz demektir. Kuş uçunca haberiniz olur ama arka tarafta fil uçar üstelik pembedir ruhunuz duymaz. Nedeni? Çalışanlarınız sandığınız kadar kapasitesiz, tabirimi affedin salak değiller. Aksine, çok akıllılar. Detay sevdiğinizi fark ettiklerinde. Bütün işi size yaptırırlar. Sorumluluk almazlar. Onay almadan parmaklarını kımıldatmazlar. Günün sonunda gerekli gereksiz her şey sizin onayınızdan geçer. 24 saat çalışırsınız, yetişmez. 

Lao Tzu’nun çok güzel bir sözü var ‘güvenmeyen güvenilmezdir’ der.

Bugüne kadar beraber çalışma şansı yakaladığım örnek aldığım liderlerin en ilham veren özelliğiydi güvenmek. Çalışma arkadaşlarına, çevrelerine güvenirler. İlişkilerini güven üzerine kurarlardı. Dolayısıyla, savaşma gereği duymazlar. Sakince karşılarlar hayatı, basitleştirirler, o basitlikle anlatırlar, güven verirler ve güvenilirler. Hal böyle olunca insanlar karşılığını verirler. Size bu kadar güvenen, destek olan, sizinle iletişim kuran, hatayı sahiplenen, başarıda sizi işaret eden bir yöneticiniz olunca ona söz gelmemesi için çırpınırsınız. 

Detayla uğraşmayı bırakın, insana odaklanın. Makro olan insan. Çalışanlarınızın yaşadığı deneyim sizin geleceğinizi belirleyen. Gelişebilecekleri, büyüyebilecekleri bir ekosistem yaratın. Ve bakın neler oluyor…

    

Etiketler:, , ,

Geri Bildirim gönder...

ob@ykut

This information box about the author only appears if the author has biographical information. Otherwise there is not author box shown. Follow YOOtheme on Twitter or read the blog.

Yorum Yaz

Yorum yazabilmek için girişyapmalısın